Mesut TOĞRUL /11.07.2026
İnsan, yaş aldıkça şunu öğreniyor: Hayatın en büyük zenginliği sahip olduklarımız değil, bizi insan yapan değerlerimizmiş. Bir gün dönüp geriye baktığında özlediğin evin duvarları olmuyor. Özlediğin, o duvarların içinde yaşanan merhamet oluyor. Bir annenin sessiz duası, bir babanın nasırlı eli, komşunun habersizce bıraktığı bir tabak yemek, sokakta adını bilen insanların sıcaklığı…
Ben ne zaman Çüngüş’ü düşünsem, aklıma önce bunlar geliyor.
Çünkü Çüngüş benim gözümde bir ilçe değil; insanın vicdanını unutmadan yaşayabileceğini hatırlatan bir yerdir.
Bugün dünyanın en büyük yalnızlığı kalabalıkların içinde yaşanıyor. Aynı apartmanda oturan insanlar birbirinin adını bilmiyor. Aynı sofraya oturanlar birbirinin derdini duymuyor. Herkes konuşuyor ama kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor. Sanki yeryüzü büyüdü de insanın yüreği küçüldü.
Oysa bir zamanlar hayat başka türlü akardı.
Bir kapı çalındığında kim geldi diye korkulmazdı. Bir çocuğun ağlaması sadece annesini değil, bütün sokağı ayağa kaldırırdı. Yaşlı birinin elindeki yükü görmek için çağrılmayı beklemezdi kimse. İnsan olmak, birbirinin yükünü paylaşmak demekti.
Belki de bu yüzden çocukluğumuz bu kadar güzeldi.
Çünkü çocukluğumuzun geçtiği yerlerde sevgi gösterilmezdi; yaşanırdı. Merhamet anlatılmazdı; hissedilirdi. Kimse iyilik yaptığını söylemezdi. İyilik, suyun akışı kadar doğal bir şeydi.
Çüngüş bana hep bunu hatırlatıyor.
Bir memleket, insanına hangi duyguyu miras bırakıyorsa, gerçek serveti odur. Kimi şehirler insana hırs öğretir, kimi şehirler yalnızlığı… Çüngüş ise bana paylaşmayı öğretti. Bir lokmayı bölmeyi, selamın değerini bilmeyi, bir insanın gözündeki hüznü fark edebilmeyi öğretti.
Belki bu yüzden insan nereye giderse gitsin, içinde küçük bir memleket taşır. O memleket bazen bir sokaktır, bazen çocukken koştuğu bir yokuş, bazen de yıllar sonra duyduğu bir ses…
Ve insan anlar ki özlenen yerler aslında coğrafya değildir. Özlenen, o coğrafyada bıraktığımız temiz kalpli insanlardır.
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey ne daha yüksek binalar ne daha geniş yollar ne de daha gösterişli şehirlerdir.
İhtiyacımız olan; birbirimizin yüzüne yeniden güvenle bakabilmektir.
Bir selamı karşılıksız bırakmamaktır.
Bir yaşlının elini tutmaktır.
Bir çocuğun başını okşamaktır.
Bir komşunun derdini kendi derdi bilmektir.
Çünkü bir memleketi ayakta tutan taş, beton ya da asfalt değildir.
Onu ayakta tutan, insanının kalbidir.n
Ve ben biliyorum ki Çüngüş’ün asıl güzelliği, haritalarda görünen sınırlarında değil; orada yaşayan insaların yüreğinde saklıdır.
İnsan bir ömür boyunca nice şehirler görür. Ama bazı memleketler vardır ki senden hiç çıkmaz. Çünkü orada bıraktığın çocukluk, sevgi ve merhamet, ömrün boyunca sana yol göstermeye devam eder.
Belki de memleket dediğimiz şey tam olarak budur.
Adını söylediğinde değil, hatırladığında kalbinin yavaşladığı yer…
Mesut Toğrul
/ Diyarbakır ÇüngüşHoşgeldiniz / Tüm Hakları Saklıdır